BabaHoroz - Blogcu



BabaHoroz

  • 30/10/2008 - Kıbleyi internetten bul
  • Kıbleyi internetten bul

    Kıble konusunda kafanız mı karışıyor? Doğru yönü bulmak için bir çok yol var. Şimdi bunlara internet te eklendi.
    Namaz kılmak isteyenlerin bilmedik yerdeki en büyük sorusudur "bu yerin kıblesi neresi? diye.

    Pusula, pusulalı seccade kıbla saati, yoksa veya bunlar kafanızı karıştırıyorsa şimdi çözüm internette. Zaman'dan Mustafa Aydın teknolojinin imkanlarını okurlarla paylaştı.

    www.qiblalocator.com  adlı siteye girip, birçok şehir için sokak adını verip çatınızın üstüne kadar yaklaşıp evinizin doğru kıblesini bulma şansınız var.

    Daha sonra "mahalledeki caminin ve ecdat yadigarı selatin camilerinin kıbleleri doğru mu acaba?" merakı oluşacaktır içinizde... Ki, bu da size güvercin misali camilerin kubbelerinde dolaşmanıza vesile olacak hoş bir "sörf" imkânı sunacak.
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/9/2008 - Kehanet
  • Bu kehanet dünyayı bitirir!
    Bu kehanet dünyayı bitirir!
    29 Eylül 2008 Pazartesi
    O Sovyetler'in çöküşünü, Diana'nın ölümünü bildi. 11 Eylül'de olacakları söyledi. Son kehaneti ise bakın ne?

    Sovyetler'in çöküşünü, Diana'nın ölümü, 11 Eylül'ü bilen kahinin son kehaneti ortaya çıktı. Vanga'ya göre 2010 yılında "üçüncü dünya savaşı" çıkacak. Savaşın nedeni ise Asya'da 4 devlet başkanına yapılacak saldırı...

    KURSK MEZAR OLDU

    Faciadan 20 yıl önce "Yüzyılın sonuna doğru, ağustos sıcağında Kursk sular altında kalacak ve dünya felaketi izlerken gözyaşlarını tutamayacak" demişti. O günlerde yaşlı kadının bu sözlerini duyanlar için sözler çok anlamsız gelmişti.

    20 yıl sonra, Rus nükleer denizaltısı Kursk, içindeki 118 denizciye mezar olup da, ne kadar haklı olduğu ortaya çıkınca yıllar önce söylediklerini hatırlayanlar şaştı kaldı. İşte o günden sonra yaşlı kadına herkes gerçek bir kahin olarak bakmaya başladı.

    KENNEDY BİLE ONU GÖRMEK İSTEDİ

    Bulgaristan'ın Kozhuh dağlık bölgesinde Rupite köyünde yaşayan Vangelia Gushterova ya da kısaca Vanga'nın kehanetleri, ülkesinin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Öyle ki, 1970'te, ABD First Ladyleri'nden Jacqueline Kennedy bile Vanga'yı görmek istemişti. Ancak dönemin komünist iktidarı bu buluşmaya izin vermemişti.

    1911'de dünyaya gelen, henüz 12 yaşındayken sele kapılan ve mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başaran ancak o gün her iki gözü de kör olan Vanga, 1996'da hayata veda etti.

    11 EYLÜL'Ü VE DİANA'NÜN ÖLÜMÜNÜ BİLDİ

    11 Eylül saldırılarını yıllar önce açıklayan Vanga "Amerikalı ikiz kardeşlere demir kuşlar saldıracak" demişti.

    Prenses Diana'nın beklenmedik ani ölümü ve Sovyetler'in "perestroika" ile başlayan çöküşünü de yıllar öncesinden haber veren Vanga'nın tüm bu kehanetlerine şimdi bir yenisi eklendi.

    2010'DA DÜNYAYI BÜYÜK BİR SAVAŞ BEKLİYOR

    "Çağımızın kahini" olarak da anılan Vanga'ya göre 2010'da dünyayı çok büyük bir savaş bekliyor. Asya'da, dört devlet başkanına yapılacak bir saldırının ardından çıkacak olan savaşa "Üçüncü Dünya Savaşı olabilir" diyen yaşlı kadın, başka kehanette bulunmayacağını da açıklamış.

    Rusya'da yayınlanan Pravda gazetesinde yer alan haberde, Vanga'nın ayrıca kendi ölüm tarihini bildiği, kendisinden sonra Fransa'da bir kız çocuğunun doğacağını ve 10 yaşına geldiğinde "kehanet" yeteneğinin yavaş yavaş ortaya çıkacağını ve 2009'da tüm dünyanın onun adını duyacağını da söylediği belirtiliyor.

    Pomak şivesiyle Bulgarca konuşan, gözleri görmeyen, yaşlı kahin Vanga, kapısını aşındıran gazetecilerle pek fazla görüşmemişti. Ancak bir keresinde "Bir insanla karşı karşıya geldiğimde, hayatı, doğduğu andan itibaren ölüm anına kadar bir film gibi zihnimde canlanıyor. İnsanlar şifa için de bana geliyorlar. Ama şifayı doktorlarda aramalılar. Asıl ilaçlar ise, yaşadıkları topraklarda yetişen bitkilerde" demişti.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/5/2008 - Deniz Ortadan İkiye Ayrılıyor
  • Deniz ortadan ikiye ayrıldı! 1

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/4/2008 - Osmanlı Arması'nın esrarı çözüldü
  • Osmanlı Arması'nın esrarı çözüldü
    Osmanlı Devleti'nin sembolü haline gelen 'Osmanlı arması' fikri bakın kimden çıkmış? Ve işte armanın üzerindeki sembollerin anlamı...

    Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Yard. Doç. Dr. Selman Can, Osmanlı Devleti'nin sembolü haline gelen 'Osmanlı arması' fikrinin İngiltere Kraliçesi Victoria'dan çıktığını söyledi.

    Osmanlı'da arma geleneğinin bulunmadığını belirten Can, Kraliçe Victoria'nın 19. yüzyılda arma tasarımı yaptırarak, Sultan Abdülmecid'e hediye ettiğini söylüyor. Osmanlı arşivlerinde araştırmalar yapan Dr. Can; tepesinde güneş, hükümdarın tuğrası, Osmanlı sancağı, adaleti temsil eden terazi, Kur'an-ı Kerim gibi birçok sembollerle Osmanlı'yı anlatan armanın İngilizler tarafından yapıldığını savunuyor.

    Dr. Selman Can, arma fikrinin Osmanlı ile Rusya arasındaki Kırım Savaşı sırasında ortaya çıktığını anlatıyor. Dr. Can'ın verdiği bilgilere göre, bu dönemde İngiltere, Osmanlı ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Fransa'nın Sultan Abdülmecid'e verdiği 'Legion' nişanı İngiltere'yi harekete geçirdi.

    İngiltere Kraliçesi Victoria, Fransa'nın verdiği nişana karşılık Kasım 1856'da Dizbağı Nişanı'nı Osmanlı Sultanı'na sundu. Dr. Can, nişanla birlikte gelen Osmanlı armasıyla ilgili şu bilgileri veriyor: "Böylece Sultan Abdülmecid, Dizbağı Nişanı'nın sahibi oldu.




    1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir

    2- II. Abdülhamit'in tuğrası

    3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder

    4- Yeşil Hilafet sancağı

    5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur

    6- Çift taraflı teber

    7- Toplu tabanca

    8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.

    9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.

    10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.

    11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862'de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.

    12- Asa ve şeşper

    13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.

    14- Bereket boynuzu

    15- Nışan-ı iftihar

    16- Yay

    17- Mecidi nişanı

    18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir

    19- Şefkat nışanı, 1878'de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.

    20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)

    21- Kılıç

    22- Top, topçu ocaklarını temsil eder.

    23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.

    24- Mızrak.

    25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.

    26- Tek taraflı teber (balta)

    27- Bayrak

    28- Osmanlı sancağı

    29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder

    30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder

    Ancak 1346'da Kral III. Edward tarafından ortaya çıkarılan Dizbağı Nişanı'nın geleneğinde şöyle bir uygulama vardır: Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra'da Windsor Sarayı'nda bulunan Saint George Kilisesi'nin duvarında asılmaktadır. Ancak Osmanlı Padişahı'nın arması bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul'a gelerek araştırmalarda bulunan Young'a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur."

    İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu, ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti'nin Londra Sefiri Kostaki'ye teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul'a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdülmecid de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması İngiltere'nin Saint George Kilisesi'ndeki yerini alır. Kraliçe Victoria'nın Charles Young'a tasarlattığı arma, Sultan 2. Abdülhamit döneminde terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşur.

    Tarih bilgisinin söylentilerle oluşturulamayacağını kaydeden Dr. Selman Can, şu uyarıda bulunuyor: "Tarihle iç içe yaşayan bir toplumuz. Ancak tarihî konular üzerinde bilgi birikimimiz son derece zayıf. Sorgulamayı ve araştırmayı öğrenen nesiller ancak tarihi doğru okuyabilir."

    Otuz ayrı sembol bulunuyor

    Prens Charles Young ismindeki bir İngiliz tarafından tasarlanan Osmanlı armasında; güneş, 2. Abdülhamit'in tuğrası, sorguçlu serpuş, kalkan, sancak, mızrak, top, kılıç, borazan, yay, çapa, hilafet sancağı, Kur'an-ı Kerim, terazi, kılıç, süngülü tüfek, şefkat nişanı, Mecidi nişanı, nişan-ı iftihar, nişan-i Osmani gibi 30 ayrı sembol bulunuyor.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/10/2007 - Hocalı Katliamı
  • Yer: Azerbaycan, Hocalı Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir
    > >kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı
    > >kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da
    > >Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda
    > >çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın
    > >bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları
    > >çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı
    > >otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı
    > >çıkartırken,diğeri elindeki demir parayı havaya attı: -Akçik, manç?..
    > >(Kızmı, oğlan mı?) -Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek
    > >bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir
    > >hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına
    > >kilitlendi. -Tun şahetsar,ınger... (Sen kazandın,yoldaş) -Yes
    > >şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu
    > >bebek nasıl beslenecek?) -Mayrigı bedge gişdatsine.(Annesi besleyecek
    > >elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede
    > >kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig
    > >yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir
    > >semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın
    > >başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir
    > >çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı: -Asixn
    > >ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız
    > >hem de küçük,iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir
    > >tarafa,başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları atarak,
    > >kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol
    > >atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14
    > >yıl önce yaşandı.Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat
    > > şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992
    > > günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir.
    > >Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten
    > >ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik
    > >içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama
    > >ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları
    > >batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta
    > >güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile
    > >Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı
    > >Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından
    > >birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından
    > >açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle
    > >getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız
    > >kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın,
    > >bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal
    > >ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların
    > >kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik
    > >bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere
    > >maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve
    > >bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa
    > >derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını,evladın gözü önünde
    > >babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki
    > >neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda
    > >Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye
    > >hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda
    > > 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için
    > >ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok
    > >sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet
    > >İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı
    > > Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan
    > >Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp
    > >sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile
    > >kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi
    > >ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin
    > >bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve
    > >hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını
    > >dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya
    > >girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede
    > >anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves
    > >Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da
    > >anlatıyordu: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü
    > >işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz'
    > >Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti;
    > >Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli
    > >katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde
    > >terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart
    > >1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı
    > >milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan
    > >istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı
    > >koltuğuna,'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert
    > >Koçaryan oturdu. Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını
    > >hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına
    > >tecavuz edip öldürmüşlerdi. Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye
    > >yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıpta bu
    > >masum insanlara iskence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı.

     
    belgenin fotografları için linki kulanın
     
    http://www.youtube.com/watch?v=QEQUUdCkO10&mode=related&search=

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    DENİZLİSPOR lu,Her konuda Objektif,AntiEmperyalist ve Tam Bir TÜRK

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • NetFikir.Net

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • gergin

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 5
    | Sonraki Sayfa